









ÇOCUKLARLA ORMAN YANGINLARINI NASIL KONUŞMALIYIZ?
Yine yılın o mevsimi geldi. Her yerde yangın haberleri karşımıza çıkıyor. Hatta yaşadığımız şehirlerde alevleri, dumanı ve yağan külleri görebiliyoruz. Çocuklar da bizimle birlikte şahit oluyor. Bu durumda yetişkinler olarak ilk tepkimiz çoğu zaman çocukları korumak oluyor. Televizyonu kapatıyoruz, görüntüleri göstermemeye çalışıyoruz, onların yanında konuşurken kelimelerimizi seçiyoruz. Bazen de yaşanmamış gibi davranırsak hiç duymamış, hiç görmemiş, hiç etkilenmemiş olacaklarını düşünüyoruz.
Ama çocuklar sandığımızdan çok daha fazlasını fark ediyor.
Gökyüzünün renginin değiştiğini görüyorlar, dumanın kokusunu alıyorlar. Televizyondan yükselen bir cümleyi, telefonda konuşurken söylediğimiz birkaç kelimeyi duyuyorlar. Daha büyük çocuklar sosyal medyada görüntülerle karşılaşıyor. En önemlisi de yetişkinlerin telaşını fark ediyorlar. Üstelik bütün bunların ne anlama geldiğini tam olarak bilmediklerinde boşlukları kendi hayal güçleriyle doldurabiliyorlar.
Bu nedenle ebeveynler olarak üzerimize düşen görev, karşılaştığı gerçeği anlamlandırırken çocuğumuza eşlik etmek olmalı.
Önce kendimize bakalım.
Çocuğumuza eşlik etmeden önce kendimize eşlik etmeliyiz. Yani önce kısa bir süre durup kendimize bakmamız gerekiyor.
Ben ne hissediyorum?
Korkuyor muyum? Öfkeli miyim? Çaresiz mi hissediyorum? Sürekli yeni bir haber mi kontrol ediyorum? “Her yer yanıyor”, “Bu gidişle hiçbir orman kalmayacak” gibi cümleler kuruyor muyum?
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi dinlemiyor. Yüzümüzü, sesimizin tonunu, telaşımızı, hatta telefon ekranına ne sıklıkta baktığımızı da izliyor.
Bu, çocuklarımızın yanında üzülmememiz gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, “Ormanların yanmasına ben de üzülüyorum” diyebilmek duyguların doğal olduğunu gösterir. Ancak kendi kaygımızı çocuğun taşıması gereken bir yüke dönüştürmemek yetişkin olarak bizim sorumluluğumuzdur.
Önce kendi duygumuzu düzenleyebilirsek, çocuğun duygusuna da daha sakin eşlik edebiliriz.
Anlatmadan önce soralım.
Bazen çocuklarla zor bir konu hakkında konuşmaya karar verdiğimizde uzun uzun açıklamalar yapmaya başlıyoruz. Oysa başlangıç noktası anlatmak değil, dinlemek olmalıdır. Onların aklından geçenleri öğrenmek için şu soruları sorabiliriz:
“Yangınlarla ilgili bir şey duydun mu?”
“Sence ne olmuş?”
“Bununla ilgili merak ettiğin bir şey var mı?”
“Sen ne düşündün?”
Bu birkaç soru bize çok şey anlatabilir. Çünkü çocuğun bildiğini sandığımız şey, gerçekten bildiği şeyle aynı olmayabilir.
Belki yangının çok uzakta olduğunu biliyordur ama televizyondaki görüntüler nedeniyle kendi evinin de birazdan yanacağını sanıyordur. Belki insanların neden kaçtığını anlamamıştır. Belki ağaçlardan çok ormanda yaşayan hayvanları düşünüyordur. Belki de bizim hiç aklımıza gelmeyen bir şey onu korkutuyordur. Ya da tam tersi onun aklına hiç gelmeyen bir korkuyu farkında olmadan ona yüklememeliyiz.
Bu yüzden çocuklarla zor konuları konuşurken ilk adım her zaman şu olmalıdır:
Önce sor, sonra anlat.
Gerçeği saklamayalım, ama bütün ağırlığıyla da yüklemeyelim.
Çocukların sorularına doğru cevap vermek önemli. Ancak doğru cevap vermek, bildiğimiz her ayrıntıyı anlatmak anlamına gelmiyor.
“Orman yangını nedir?” diye soran küçük bir çocuğa yangının ekolojik, meteorolojik ve toplumsal nedenlerini anlatmamıza gerek yok. “Bazen ormanda başlayan bir ateş, hava çok sıcak ve kuru olduğunda hızla büyüyebilir. İnsanlar da onu söndürmek için çalışırlar.” demek çoğu zaman yeterlidir.
Çocuk büyüdükçe verdiğimiz bilginin kapsamı da artabilir.
Burada önemli olan iki uçtan da kaçınmak: gerçeği olduğundan daha korkutucu hâle getirmemek ve gerçek olmayan güvenceler vermemek.
“Hiçbir şey olmayacak.”
“Bizim burada asla yangın çıkmaz.”
“Bütün hayvanlar kurtarıldı.”
Bu gibi güvencelerin netliğini bilmiyorsak söylememeliyiz.
Çocuğun güven duygusunu korumak için gerçeği değiştirmemize gerek yok. Belirsizlik içinde de güven verebiliriz. Çünkü önemli olan ne olursa olsun çocuğunuzun yanında olacağınızı hissetmesi ve sizinle aklına takılan her şeyi konuşabileceğini bilmesidir.
Bazı görüntülerin ağırlığından koruyalım.
Orman yangınları söz konusu olduğunda üzerinde özellikle durmamız gereken konulardan biri de görüntüler.
Dev alevler, yanan evler, kaçan insanlar, yaralanmış hayvanlar…
Bir yetişkin olarak bile bakmakta zorlandığımız görüntülerin çocuklar üzerindeki etkisini küçümsememek gerekiyor.
Özellikle küçük çocuklar haberlerde aynı yangın görüntülerinin tekrar tekrar gösterildiğini gördüklerinde bunun aynı olayın görüntüsü olduğunu anlamayabilirler. Her görüntüyü yeni bir yangın, yeni bir felaket gibi algılayabilirler.
Bu nedenle çocuğun yanında saatlerce açık kalan haber kanallarına, sürekli yenilenen sosyal medya görüntülerine ve özellikle sarsıcı içeriklere dikkat etmek gerekiyor.
Amacımız çocuğu dünyada olup bitenlerden tamamen koparmak değil; onu henüz anlamlandırabilecek durumda olmadığı için görüntülerin ağırlığından korumaktır. Bunun için bazı görüntüleri görmemesini sağlamak bir seçenektir. Ancak bazen ağır görüntülere maruz kalabilir, bu durumda gördükleriyle ilgili sorularını yanıtlamak ve üzerine konuşmak çocuğun kaygısını azaltır.
Zor soruları yanıtsız bırakmayalım.
Belki de çocukların soracağı en zor sorular şunlardır:
“Burada da yangın çıkar mı?”
“Hayvanlara ne olacak?”
“Sen de ölecek misin?”
“Bizim evimiz de yanar mı?”
Bu soruları duyduğumuzda hemen “Hayır, tabii ki olmaz.” demek isteyebiliriz. Çünkü çocuğumuzu rahatlatmak isteriz.
Ama çocukların ihtiyacı gerçek dışı rahatlamalar değildir. Bazen ihtiyaç duydukları şey, belirsizlik karşısında yalnız olmadıklarını bilmektir.
“Şu anda bulunduğumuz yerde güvendeyiz.”
“Bir tehlike olursa ne yapmamız gerektiğini yetişkinler biliyor.”
“İtfaiyeciler ve birçok başka insan yangınları söndürmek için çalışıyor.”
“Böyle bir durum olursa seni korumak için elimizden geleni yapacağız.”
Bunlar belki “Asla olmayacak” kadar kesin cümleler değil. Ama gerçekler…
Güven duygusu her zaman dünyanın tehlikesiz olduğuna inanmak değildir. Bazen bir tehlikeyle karşılaştığımızda ne yapacağını bilen insanların bulunduğunu bilmek de güvende hissettirir.
Üzüntünün yanında yapabileceklerimizi de konuşalım.
Çocuklarla yangınları konuşurken yalnızca kaybettiklerimizi anlatırsak geriye çok ağır bir duygu bırakabiliriz: çaresizlik.
Oysa çocukların da yapabilecekleri şeyler vardır.
Bunların büyük olması gerekmiyor.
Örneğin yaşadığı çevredeki ağaçları tanıyabilir. Ormanda ateş yakmanın neden tehlikeli olduğunu öğrenebilir. Bir yetişkinin yere izmarit attığını gördüğünde bunun neden yanlış olduğunu anlayabilir. Suyu dikkatli kullanabilir. Kuşlar ve diğer hayvanlar için uygun koşullarda su bırakabilir. Ailesiyle birlikte doğayı korumaya yönelik bir çalışmaya katılabilir. Bir fidanın büyümesini yıllarca takip edebilir.
Çünkü çocukların “Ben bu dünyanın bir parçasıyım ve onun için bir şeyler yapabilirim” duygusunu da taşımaya ihtiyaçları var.
Burada dikkat etmemiz gereken ince bir çizgi var: Dünyayı kurtarma sorumluluğunu çocukların omuzlarına yüklememek.
İklim krizini onlar yaratmadı. Orman yangınlarını önlemek onların görevi değil. Yetişkinlerin çözmesi gereken sorunların sorumluluğunu çocuklara yüklememeliyiz.
Ama onları çözümün küçük bir parçası hâline getirebiliriz.
Her çocuk konuşmak istemeyebilir.
Bir çocuk yangınlarla ilgili onlarca soru sorabilir. Bir diğeri hiçbir şey söylemeyebilir.
Bu, etkilenmediği anlamına gelmez.
Çocuklar yaşadıklarını ve hissettiklerini yalnızca kelimelerle ifade etmezler. Bazen resimlerinde görürüz, bazen oyunlarında. Bazen anlattıkları bir hikâyede karşımıza çıkar. Bazen aynı soruyu defalarca sorarlar.
Özellikle küçük çocukların oyunlarında itfaiye araçlarının, yangınların, kurtarma sahnelerinin ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Oyun, çocukların dünyayı anlamlandırma yollarından biridir.
Bu durumlarda bizim sorumluluğumuz zorla konuşmaya veya her davranışı yorumlamaya çalışmaktan ziyade; orada olmak, gözlemlemek, ihtiyaç duyduklarında dinlemek ve soru sorarlarsa uygun yanıtlar vermektir.
Ancak yoğun korkuların uzun süre devam etmesi, uyku sorunları, belirgin davranış değişiklikleri, yetişkinlerden ayrılmak istememe ya da günlük yaşamı etkileyen kaygılar görülüyorsa, çocuğun daha fazla desteğe ihtiyacı olabilir.
Ve burada önemli bir ayrım da yapmalıyız: Yangını televizyondan gören bir çocukla, evini terk etmek zorunda kalan, yangına yakından tanık olan ya da bir kayıp yaşayan çocuğun ihtiyacı aynı değildir.
Bazı deneyimler bir konuşmadan daha fazlasını gerektirir. Böyle durumlarda profesyonel bir destek almak iyi bir seçenek olabilir.
Yangın söndüğünde konuşmayı bırakmayalım.
Doğayı yalnızca yandığında konuşursak, çocuklara nasıl bir doğa algısı öğretmiş oluruz?
Ormanları yalnızca yangın haberlerinde, hayvanları yalnızca kaçarken, ağaçları yalnızca küle döndüklerinde görürlerse, doğayı korumak onlar için hep felaketlerle ilişkili bir meseleye dönüşmez mi?
Oysa çocuğun doğayla ilişki sıradan günlerde kuruluyor:
Bir ağacın gölgesinde otururken.
Bir böceği incelerken.
Yağmurun neden yağdığını merak ederken.
Bir kuşun sesini tanımaya çalışırken.
Yerdeki çöpü alırken.
Bir ağacın yıllar içinde büyümesini izlerken.
Çocuklarla yangınları konuşurken atabileceğimiz en önemli adımlardan biri, zor şeylerin yaşandığı bu dünyada insanların birbirlerini, diğer canlıları ve doğayı korumak için sorumluluk alabileceklerini göstermektir.
Ama belki bundan da önemlisi, bunu yalnızca anlatmak yerine doğayla kurduğumuz ilişkiyle çocuklarımıza örnek olmaktır.
Çünkü çocuklara doğayı korumayı öğretmenin en güçlü yolu, yangınlar çıktığında onlara ne söylediğimizin yanı sıra, yangınların olmadığı günlerde bizim ne yaptığımız olabilir.
Kaynaklar
https://www.cbc.ca/news/canada/new-brunswick/talking-to-children-about-wildfires-1.7611758
https://health.choc.org/11-ways-parents-can-help-children-cope-with-fires/
https://www.pbssocal.org/education/how-to-talk-to-kids-about-wildfires
https://www.psychologytoday.com/us/blog/how-we-go-on/202501/talking-to-kids-about-wildfires
https://thecenterforconnection.org/blog/talking-to-children-about-the-fires/
https://www.vogue.com/article/how-to-talk-to-children-la-wildfires
https://doi.org/10.3390/ijerph191912436

